yokluğumda çok kitap okudum, eski insanların benden ne kadar fikir arakladıklarını gördüm ve iyi ki yazmışlar dedim. hayata dair hiç bir kuralım, önerim yok, mutlusu, başarılısı, neşelisi, öylesi böylesi nasıl olur inan hiç fikrim yok.
minimum hatayla geçtiğim yol benim için üzülmeyecek kadar yeterli diyorum ancak, neden buradayız, kendimiz kimiz, herkesle bir miyiz, herkesten birisi miyiz, başkalarının içinde yok muyuz, tek miyiz aslında bir sürü deli soru kafamda.
cömertlik mi görev mi? bir jest yaparsın bakarsın insanların sana tavrı bir minnet duyuş, bir gönül veriş değil de mutfaktan bir bardak su getiren köleye göz deviriş gibi olur. o zaman uzaklaşmak istersin iyi niyetinin, gönül zenginliğinin tuzağına düşüp canını sıkmışsındır bir de üstüne üstlük. millet de kendi çaplarında haklı o kadar aşağılık kompleksine sahipler ki, kendilerini hindistanın dokunulmazları olarak görüyorlar ki birisi gelip onlara jest yaptığında direk bunu o yapanın daha da aşağılığı üzerinden puanlıyorlar. bir anda kendini at binen bey sanıyorlar.
ama bu böyle işte, bazı insanları kurtaramazsın, bazı insanları kurtarman gerekiyor mu sana bu yetkiyi ne veriyor, kimsenin iyiliğinden neden kendini sorumlu hissediyorsun. korkunç sorular bunlar, düşündükçe ürperiyorum.
Selim Gabay hakkın rahmetine kavuşmuş, güzel bir adamdı, onu ben ilk defa yıllar öncesinde bir maçkolik milongasında görmüştüm. geceye arabasına bindiği taksi şöförüyle beraber gelen alkolik bir tangocu kadını kurtarmaya çalışırken az daha taksici ile boğaz boğaza gelmişti. boylu posluydu ama keko taksiciyi dövememişti gene de yürekli ve sahipleniciydi.
Zaman içinde tanıştık merhabalaştık ortak dostlarımız oldu ama hiç yakınlaşmadık o havadar tavrı bana hep itici gelmişti. Güzel bir adamdı dışarıdan gözlemlediğim kadarıyla, beyefendi, aklı başında bak hatta ondan şunu öğrenmiştim bir sohbetinde miydi neredeydi “eğer hayatınız boyunca kendinizi yetersiz hissetmek istiyorsanız bir yahudi kadınla evlenin”.
Allah taksiratını affetsin ve rahmeti üzerine olsun Selim ağabey.