her şey mi evet her şey, yani aldığımız kararların şapşallığı da mı evet tabii ki, asıl senin o kadar aptal oluşun da kısmet. karşılaşmak, birleşmek ayrışmak hepsi korkunç bir tesadüfler zinciri olabilir mi?
nasıl böyle bir şey yaptın diyorum kendime, aklıma idama yürüyen 16. Louis nin sözleri geliyor “on yıldır böyle bir şeyi olacağını biliyordum ama hiç bir şey yapmadım” sonra başka kadim bir söz duyuyorum “Allah bir insanı belaya uğratmak istiyorsa önce onun aklını alır”
yani bile bile, oluyor işte. kurt vonnegut un mezbaha 5 isimli kitabını okumuştum geçenlerde. oradan aklımda kalan bir kaç şeyden birisi de bu “oluyor işte”. hayatın güzelliği de burada sanıyorum, matematiksel olmayan hatta zaman zaman irrasyonel bir dünyanın içinde yüzüyoruz. hepimizin geçmişi var benim sizden biraz daha çoktur eminim; tarihin ve hatta talihin elinde bir hamur ya da kısmetimizin elininin altındaki kilden bir çamur gibiyiz. nasıl yoğururlarsa öyle bir hal alıyoruz ve ortaya çıkana da biz diyoruz.
bende ki bilgi açlığı nereden geliyor, öyle dedikodu onun bunun hayatı kimin kiminle ne yaptığı gibi değil de dünyayı okumak adına her şeyi yemek istiyorum. ilkokul 2 deydim harçlığımla sokağın köşesindeki kırtasiyeye gider kitap alırdım. o gün bugün oldu hala okurum düşünürüm ve çok severim. antep fıstıklı peynirli künefe yer gibi nasıl da iştahla dalarım o bilgi deryasına. kimseye bilgi satmak gibi de bir derdim olmadı, sırf canım istediği için, bir yerimin keyfi için okurum ben. dışarıdan beni görsen ki belki görenleriniz vardır orta iki den terk bir berduş gibiyimdir.
sadece gerçek kalmaya çalıştım ben, sözümü tuttum, helal yedim, kimseyi aldatmadım, fazla kalp kırmadım, hep çalıştım, bileğimin hakkı alnımın terinin dışında hiç bir kazanca göz kırpmadım, arkadaşımın sevgilisine bakmadım, yeryüzünün en güvenilir ve en hüzünlü insanı oldum belki de.
orhan