gurlarken

artık serine dönmüş bir aralık gecesinde, esmerle beraber sakin bir şeyler dinliyoruz. o benim göğsümde gurluyor ben ise her zaman olduğum gibi hayatı sorguluyorum. ikimiz de gurluyoruz anlayacağın yalnız onun gurlaması bana huzur verirken benimkisi canımı sıkıyor. cümlelerimin bir yerinde “hayat kırıyor beni…. hayat beni tam ortamdan kırıyor…” dediğimi duyuyorum. kapatıyorum kendimi sadece çatı katımın beyaz tavanına bakıyorum. uzun zamandır tavan izlemediğimi fark ediyorum, en son ne zamandı gözlerimi tavana dikip öyle oturuşum yatışım bilemiyorum.

yaşlanmayan bir ben ve moruğa dayanmış bir yürek, hayatın tuhaf kokteyllerinden birisi işte. ortak yaşama alanı kurmaya çalışırken aslında sadece birilerinin likenlerine yakıt olduğunuzu görmek size şunu anımsatıyor “ben hiç bir zaman bu hayatın başrolünde değilmişim ve genellikle de figüran hadi olmadı yan oyunculukmuş bana çizilen” kim yazıyor bu teksti kim bu işin dramaturgu yönetilen benim ama kimdir yöneteni aklımda bissürü delimtirek sorumsular.

gülmüyorum artık, koşumtrak yürüyüşlerim de bitti, neşeli iki hikaye bile gelmiyor aklıma, huzursuzluğun kitabını yazıyorum buralarda Allahtan kimsenin okumadığı ıssızdayım, bir benle bir başıma olduğum bu yerdeyim.

aşk hakkında şunu düşündüm : Aşk da Allah gibi varlığı ancak yok olmadığıyla ispat edilebilen bir kavram. aşk var mı aşk? eee aşık olmasaydım böyle mi olurdu ki. şunları bunları yapıyorum duyumsuyorum o halde aşık olmalıyım değil mi. yani böyle işte.

orhan kayıplardan

Yayım tarihi
Genel olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir