dişteki maydanoz

dostların eleştirilerini dikkate alırım, her ne kadar canımı sıksa da dinlemeye anlamaya çalışırım. bunu genel bir konuşma ortamında dişine yapışmış maydanozun sana hatırlatılması gibi düşün ama sessizce ama senin iyiliğin için.

iyi insan olma ya da bilinmesi yanılsamasını gerçek sanarak büyüdük. çıkarımıza düşkün olmak ayıp bir şeydi, herkes ile paylaşmalı kim olursa uzlaşmalıydık. tanıdık tanımadık tüm canlılara iyi görünmek zorundaydık. günün sonunda mutsuz ve anksiyete sahibi iyi insanlar olarak kaldık bir başımıza. egosunu önde tutan insanlardan hep iğrendim hiç sevemedim anasını bilmem ne yaptıklarımı ama onlar haklıymış işte, hayat bize saldırmayı şart koşarken kenarda durup izlemeyi, yaşamın faili olmak yerine mefulü kalmayı yeğledik. Adiloş bebenin memeye saldırması gibi bizim de dünyaya saldırmamız, hunharca elimize geçirmeye çalışmamız lazımmış bunu da geç öğrendim.

üniversitede bir arkadaşım vardı, kendi çapında şiir de yazardı, bir gün beni murathanın sahtiyan şiiriyle tanıştırdı. o günden beri ben ne vakit iyiyim desem hep o şiirdeki “yoo, hayır merak etme sen beni iyiyim, iyiyim.” cevabı gelir aklıma. meçhul bir hüzün gizlidir, iyiyimlerimizde. insan bazen ya da ben her zaman “ulan bok gibiyim be, hiç iyi değilim, kaldırıma fırlatılmış yaşlı bir izmarit gibi hissediyorum kendimi” diyeceği birisini aramıyor mu? sevmek birazda yanında kötü hissedebileceğin birisine sahip olmak değil mi?

insan bu işte her şey ona dair her şey onunla kaim.

Yayım tarihi
Genel olarak sınıflandırılmış

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir