bir şeyin dışına çıkmadan onu tarifleyemez insan, anlarsın, hissedersin ama bilmek için illa dışardan bakmak gerekir. hep aklıma “ol mailer ki derya içredir, derya nedir bilmezler” sözü gelir bunu düşündüğümde.
şunu düşündüm :”erdem ve ödev bilinci” benim hayatımı dolduran iki göbekten bağlı kavram olmuş her zaman. ve çok yoruldum bunlardan ben, inanılmaz ağır geliyor bana, benim dışımda kimsenin beyaz giymediği beyaz gece partisine katılmışım gibi.
ali nur velidedeoğlu ölmüş, çok üzülünmüş, ben bu adamı gayet egolu, alanında başarılı ama saygısız birisi olarak hatırlıyorum. uzun mesafeli bir uçak yolculuğunda görevlilerin ikazına rağmen cam perdelerini açıp kitap okumaya çalıştığı için kavga çıkarmıştı. tam bir ideal adam aslında bakarsam, isteği için kural tanımıyor, alemin kralı sanki hergele. kendisine bu kadar düşkün kimse için üzülmemeli sen ölsen onun tınında bile olmazdı. yanıp yakılmayın o kadar.
hep süperegonun dalında yaşayan benim için böyle ego durumları inanılmaz promising (vaadedici) görünüyor.
kendisini müslüman entellektüel gören adamların hepsi cumhuriyet düşmanı yazar, şair, tarihçi ne varsa tamamını gözbebeği yapıyor. ulan madem entellektüel bir kaşıntın var neden aklını kullanıp cumhuriyet kazanımlarına sahip çıkmıyorsun, yalandan sadece o bölgenin adamı diye sanatçı diye yutturulan çapsızları takip ediyorsun. buradan şu çıkıyor sanırım, entellektüelsen entellektüelsindir, önüne müslüman etiketini yapıştırıyorsan ya da gözümüze sokmaya çalışıyorsan sinsi bir sahtekarsın.