anladım ki nefes almak değilmiş yaşamak; bitkiler de hayvanlar da nefes alıyor ama mesele insan olunca yaşamak başka bir kimliğe bürünüyor. bilincin, bilginin, aklın ve duyguların devreye girmesi ile her nefes alış bir sınava dönüşüyor bizler için.
hiç hesap etmediğimiz yerlerden imtihan ediliyoruz, hiç hesap etmediğimiz yerlerden rızıklandırıldığımız gibi.
geçen bir kitap bitirdim orada şöyle bir konuşma geçiyordu “beni sade sev, amasız, şartsız, her halükarda sev, bir şey olduğum, bir şey yaptığım ya da yapmadığım için değil veya senin keyfinin yerinde olduğu zamanlarda hiç değil ne vakit beni düşünsen salt sevmek geleyim aklına. biliyorum çok şey istemiş oluyorum belki ama basitlikten daha zor bir şey var mı ki hayatta“
millet neler buluyor neler yazıyor diye geçirdim içimden, ben mi? ben ise tenhada yaprak yaprak karanlık bir su gibi düşünüyorum. o kadar işte. ben de çok eskiden şöyle demiştim bir yerlerde şimdi hatırladım “insanın ve kahvenin sadesini severim” ben de az buz bir şey değilmişim eskimde.
thesus’un gemisi diye bir metafor var, biz değiştikçe ne kadar biz kalırız şeklinde özetlenebilir. o eski ben ben miyim, bu aynadaki kim o zaman. sevgili tarkanın şarkası geldi değil mi aklınıza benim de.